13 Ocak 2013 Pazar

11. SINIFLAR SERVET-İ FÜNÜN EDEBİYATI


Servet-İ Fünûn Döneminde Öğretici Metinlerin Genel Özellikleri

-Servet-i Fünûn dönemi öğretici metinlerinde bireysel ve edebi konular işlenmiştir.
-Servet-i Fünûn öneminde edebi tenkit daha çok kendilerine yapılan eleştirilere cevap verme ve Serveti Fünun edebiyatının tanıtılması önlerinde yoğunlaşmıştır.
-Dil ağırdır.
-Servet-i Fünûn dönemi öğretici metinler edebî tenkit, anı türünde yoğunlaşır. 
-Gezi yazısı, mizah, hiciv ve fıkra türünde de eserler verilmiştir.
-Hüseyin Cahit YalçınCenap ŞahabettinHalit Ziya UşaklıgilAhmet Şuayp,Hüseyin Suat Yalçın öğretici metin alanında eser verin sanatçılardır.
-Oluşturulan ürünler halkın sorunlarından uzaktır.
-Edebiyat tarihi ve felsefe alanında hiçbir çalışma yoktur.
SERVETİFÜNUN DÖNEMİ ÖĞRETİCİ METİNLER

Servetifünun yıllarında eski veya mutedil edebiyat taraftarlarıyla yeni edebiyatın ateşli mensupları arasında yapılan, hayli şiddetli edebiyat münakaşalar olmuştur. Buna rağmen, bu devirde çok az gelişen bir edebî tür, ciddi bir tenkit edebiyâtı'dır. O kadar ki bu edebiyatın kuruluşunda hissesi olan kafiye münakaşaları gibi, edebiyatın devamı boyunca bilhassa Hüseyin Cahit tarafından karşı tarafa yöneltilen, şiddetli ve cesur yazılar da disiplinli ilmin gerektirdiği bilgi ve felsefenin dışında yazılardır. Bu arada bâzı Servetifünuncuların Batı Edebiyâtı'na dâir bilgiler vermeğe çalışan çeşitli makalelerini de meselenin esâsını kavramış, kuvvetli birer tenkit yazısı diye karşılamak kolay değildir.

Vezinlerin, kafiyelerin ve nazım şekillerinin şiirdeki tarihî-müzikal yeri ve felsefesi, bu münakaşalarda belirtilememiştir. Yaşanılan devrin bediî-içtimaî ihtiyaçlarını kavrayarak, sanatkârlara, bu ihtiyaçlara cevap vermeleri için yol gösterebilecek bir edebî otorite de devrin tenkitçileri arasında mevcut değildir. Esasen, her şeye rağmen taklidî bir zümre edebiyatı yapmakta olan bir buhran devri edebiyatçıları arasından böyle bir şahsiyet çıkması da beklenilmez.
Bunun dışında, Hüseyin Cahit'in nispeten daha ürkek olan îtidâl taraftarlarına karşı giriştiği yazılı kavgalar, o devir için oldukça faydalı ve elektrikli bir münâkaşa havası yaratmıştır. Hatta onun kendi arkadaşlarının neşriyatı hakkında yürüttüğü fikirlerle bu fikirleri besleyici mana taşıyan tercüme makaleleri, o devrin edebî hayatının ve edebî kıymetlerinin gelişmesinde rol oynamış; Garba dâir bilgi ve fikir verici yazılar olmuştur. Fakat Servetifünun Edebiyatı'nın daha çok, Fransız Edebiyatı üzerinde araştırmalar yaparak, elde ettiği bilgileri Türk Edebiyâtı'na tanıtmak yolunda ağırbaşlı yazılar yazansa Ahmed Şuayb'dır.
Genç sayılacak bir yaşta ölümü, Türk edebiyatının ciddî kayıpları arasında bulunanAhmed Şuayib'in tanınmış bir kısım Fransız ve Alman tarihçileri ile Fransız realizminin en mühim münekkit ve edipleri hakkında ciddi etütleri olmuştur. Bunları, önce, Tevfik Fikret'in teşvik ve ısrarı ile Servetifünûn'da, Hayat ve Kitaplar başlığı altında neşreden Ahmed Şuayib, aynı yazıları, 1913'de, yine Hayat ve Kitaplar isimli bir kitapta toplamıştır. Bu kitaptaki Taine ve Asarı ile Gustave Flaubert başlıklı etütler, edebiyatımızda Fransız yazarları ve mensup oldukları edebî mektepler hakkında yapılan araştırmaların ilk başarılı örneklerindendir.
Aynı kitapta, Gabriel Monod, Ernest Lavisse, Niebuhr, Ranke ve Mommsen gibi, tanınmış Fransız ve Alman tarihçileri hakkındaki etütler de zevkle okunan ve ilmî-içtimâi problemlerin hangi târihî hâdiseler sebebiyle, nasıl ele alındığını belirten yazılardır. Bütün bu etüdler, edebiyatımızda Avrupalı yazarlar ve mensup oldukları edebiyat mektepleri hakkında yapılan tetkiklerin başarılı örnekie-ndendir. Şuayib, bu etütleri meydana getirmek için belli başlı Batılı yazarların eserlerine ve edebiyat tarihlerine başvurmuş ve neticede başarılı yazılar meydana getirmiştir. Hayat ve Kitaplar'da çağdaş Batı ekollerinin, o devir için, iyi anlaşılmış ve iyi anlatılmış olduğunu kabul etmek zarurîdir. Bu kitaptaki makalelerin Tevfik Fikret'in teşviki ve ısrarıyla, Servetifünunda neşrolunması gerek Fikret, gerek Ahmed Şuayb için kıymetli birer nottur.
ServetiFünûn yıllarında ya mühim değer taşımayan yahut herhangi bir edebî hareket yapamayan, daha birtakım edebiyat türleriyle de yazılar yazılmıştır. Bunlar arasında hemen bütün Servetifünuncularm yazdıkları çeşitli makaleler, önde anılabilir. Bu makaleler, umumiyetle, Batı edebiyatını tanıtma maksadıyla yazılmış, sütunlar dolusu yazılardır. Ancak bunların çoğu, bu edebiyatın birinci sınıf yazıları derecesine yükselmiş sayılamazlar. Buna mukabil, Cenap Şahâbeddin'in Türk Seyahat Edebiyâtı'nı bir defa da Servetifünun nesriyle canlandıran yazıları, bu nevin güzel örneklerindendir. Bu yazıların umûmî adı Hac Yolunda'dır Hac Yolunda, yazarının, memuriyetle gönderildiği Hicaz bölgesindeki intibalarını hikâye eden mektuplardır. Bunlar, önce Servetifünûn'da tefrika edilmiş (1896) sonra kitap haline de getirilmiştir (1909). Kuvvetli ve keskin görüşlerle ve zekâ çizgileriyle değerli bu yazılar, edebiyatımızda, daha çok, Servetifünun yıllarından sonra gelişecek olan Seyahat Edebiyatı için güzel bir başlangıç olmuştur. Burada, Tanzimat'tan beri Cenap'a kadar ve Cenap devrinde yazılan Seyahat Edebiyatı örneklerinin, onun yazıları ölçüsünde bir edebî değer taşımadıklarını söylemek yerinde olur.
Servetrfünûn yazarlarının mektup, musahabe, monografi ve mektup, hâtırat nevîlerindeki birçok güzel yazıları ve eserleri ise, onların, daha çok, müstakil birer, edip olarak çalıştıkları XX Asır'da neşredilmiştir.
Kaynak: Resimli Türk Edebiyatı Tarihi / Nihad Sami BANARLI
1-Servet-i Fünûn döneminde tenkit (eleştiri):

Edebiyat ve sanat tartışmaları daha çok “Dekadanlık, batı taklitçiliği, bu dönem eserlerinin dilinin anlaşılmayacak kadar ağır ve sembollerle dolu olması, bu dönemde halktan kopuk bir edebiyatın teşekkül etmesi” noktalarında yoğunlaşmıştır. Serveti Fünun öneminde edebi tenkit daha çok kendilerine yapılan eleştirilere cevap verme ve Serveti Fünun edebiyatının tanıtılması önlerinde yoğunlaşmıştır. Serveti Fünun dergisi o dönem aydınlarının bir araya geldiği, tartıştığı yer olmuştur. Tenkit türünde; Hüseyin Cahit, Cenap Şahabettin ve Ahmet Şuayip özellikle dikkat çeken isimlerdir. Hüseyin Cahit Yalçın Servet-i Fünûn'a yapılan çeşitli saldırılara aynı şiddette cevaplar vermekle ün salmıştır. Sonraları bu türde yazdıklarını bir kitap haline getirmiş ve “Kavgalarım” adını vermeyi uygun bulmuştur. Edebi çalışmalarını tenkit alanında toplayan tek şahsiyet Ahmet Şuayp’tır.

2-Servet-i Fünûn döneminde Hatırat (anı):
Servet-i Fünûn döneminde anı türünde başarılı eserler verilmiştir. Halit Ziya Uşaklıgil anı türünde yazdığı Kırk Yıl, Saray ve Ötesi (3 cilt), Bir Acı Hikâye adlı eserleri yazarın hayatını ve çevresini aydınlatması bakımından çok önemlidir. Hüseyin Cahit Yalçın; edebiyat hayatıyla ilgili anılarını Edebî Hâtıralar adıyla çıkarmıştır. Gazete ve dergilerde tefrika edilen siyasi anılan ölümünden bir süre sonra (19) adıyla yayınlanmıştır.
3-Servet-i Fünûn döneminde Hiciv ve Mizah:

Servet-i Fünûn döneminde Hüseyin Suat Yalçın hiciv ve mizaha yöneldi “ Gâve-i Zâlim” takma adıyla siyasi ve sosyal hicivler yazdı. 
4-Servet-i Fünûn döneminde Gezi Yazısı:
Servet-i Fünûn döneminde gezi türünde başarılı örnekler verilmiştir. Cenap Şahabettin memuriyete gönderildiği Hicaz bölgesinde intibalarını anlattığı eserine “Hac Yolunda” adını vermiştir.Bu eser Servet-i Fünûndan sonra daha da gelişecek Gezi edebiyatı için bir lokomotif olmuştur. Tanzimat’tan beri Cenap Şehabettin’e kadar yazılan gezi yazılarının bir edebi değer taşımamaktaydı. Cenap’ın ayrıca Suriye’ye yaptığı geziye ait Suriye Mektupları (1917), Avrupa’ya yaptığı gezi ile ilgili Avrupa Mektupları (1919) adlı eserleri de vardır. Gezi türünde yazılmış bir başka eser de Ahmet İhsan Tokgöz’ün “Avrupa’da Ne Gördüm” (1892) adlı eseridir.
5-Servet-i Fünûn döneminde Fıkra:
Servet-i Fünûn döneminde azda olsa fıkra örnekleri verilmiştir. Hüseyin Cahit Yalçın fıkralarını “Hayât-ı Hakikiyye Sahneleri” adlı kitapta toplamıştır. 

DÖNEMİN GENEL ÖZELLİKLERİ
Servet-i Fünun veya Edebiyat-ı Cedide devri, Türk edebiyatında 1860’tan beri devam eden Doğu-Batı mücadelesinin kesin sonucunu (Batı edebiyatının lehine) belirleyen aşamadır. Gerçekten yoğun ve dinamik çalışmalarla geçen bu kısa dönem sonunda Türk edebiyatı, gerek anlayış, gerek içerik, gerekse teknik bakımdan tamamıyla Batılı bir nitelik kazanmıştır.
Bu döneme Servet-i Fünun adının verilmesi bu edebi hareketin Servet-i Fünun dergisinde gerçekleşmesindendir.Adından da anlaşılacağı gibi önceleri “fen” konularını ele alan bu derginin yazı işleri müdürlüğüne Tevfik Fikret’in getirilmesiyle dergi, bütünüyle bir edebiyat dergisi haline gelir (7 Şubat 1896).
Divan edebiyatına karşı kurulmasına çalışılan Avrupai Türk edebiyatını ifade için kullanılan “Edebiyat-ı Cedide” (yenilikçi edebiyatçıları) teriminin bu harekete ad olması ise, hareketin bu terimi bütünüyle benimseyip, kendi hakkında da sıkça kullanmasındandır.
Bu hareketin 1901 yılında, Hüseyin Cahit Yalçın’ın Fransızcadan çevirdiği “Edebiyat ve Hukuk” adlı makalesinin II:Abdülhamit yönetimince kışkırtıcı bulunarak, derginin kapatılmasıyla son bulduğu kabul edilir.
GENEL ÖZELLİKLERi
1) “Sanat için sanat” ilkesine beğlıdırlar.
2) Cümlenin dize ya da beyitte tamamlanması kuralını yıkmışlar ve cümleyi özgürlüğüne kavuşturmuşlardır. Beyitin cümle üzerindeki egemenliğine son verirler. Cümle istediği yerde bitebilir.
3) Servet-i Fünuncular aruz ölçüsünü  kullanırlar. Ancak aruzun dizeler üzerindeki egemenliğini de yıkarak, bir şiirde birden çok kalıba yer vermişlerdir.
4) Onlar “her şey şiirin konusu olabilir” görüşünü benimsemişler; fakat dönemin siyasal baskıları nedeniyleaşk, doğa, aile hayatı ve gündelik yaşamın basit konularına eğilmişlerdir.
5) Şiirde ilk defa bu dönemde konu bütünlüğü sağlanmıştır.
6) “Sanatkârâne üslup” ve yeni bir “vokabüler” (sözvarlığı) yaratma kaygısıyla oldukça ağır bir dil kullanmışlardır.
7) “Kafiye kulak içindir” görüşünü benimserler.
8) Şiirde üç değişik biçim kullanmışlardır.
            a) Batı’dan aldıkları “sone” ve “terza-rima”
            b) Divan edebiyatından alıp, türlü değişikliklerle kullandıkları müstezat (serbest müstezat)
            c) Bütünüyle kendi yarattıkları biçimler
9) Şiirde olduğu gibi romanda da (devrin siyasal baskıları nedeniyle) sosyal konulardan uzak dururlar.
10) Romanda, romantizmin kimi izleri bulunmakla birlikte genel olarak realizme bağlıdırlar.
11) Romanda da dil ağır, üslup sanatkârânedir.
12) Roman tekniği sağlamdır.
13) Yazarlar daha çok yaşadıkları ortamı anlatma yoluna gittikleri için konular, İstanbul’un çeşitli kesimlerinden alınmalıdır.
14) Betimlemeler gözleme dayalıdır ve nesneldir.
15) Bu dönem sanatçıları, devrin siyasal baskıları nedeniyle gazetecilik, tiyatro gibi alanlara pek fazla eğilmemişlerdir.


TEVFİK FİKRET (1867-1915): Şairin, Batılı sanat anlayışını benimsemesindeki en önemli neden lisede edebiyat öğretmeni olan Recaizade Mahmut Ekrem’den etkilenmesidir.
Sanat yaşamı iki ayrı dönem içerisinde incelenebilir. Birinci dönem Servet-i Fünun hareketinin içinde bulunduğu dönemdir. Bu dönemde “sanat sanat içindir” anlayışıyla ürünler vermesine karşın, yine de toplumsal konuların sınırını (dönemin siyasal yapısına rağmen) zorlamıştır.
İkinci dönemde ise (1901’den sonra) toplumsal konulara yönelmiş, “toplum için sanat” anlayışıyla ürünler vermiştir.
Türk edebiyatının Batılılaşmasında en büyük pay Tevfik Fikret’indir. Şiirleri hem biçim hem de içerik olarak yenidir. Parnasizmden etkilendiğiaçıkça görülür. Müstezadı, serbest müstezat yapan, nazmı düzyazıya yaklaştıran, beyitin, aruzun egemenliğine son veren hep Fikret’tir.
En büyük özlemi, Osmanlı İmparatorluğu’nun çağdaş medeniyet düzeyine yükselmesidir. Bunu da Batı’dakifen ve teknolojinin ülkeye kazandırılmasıyla gerçekleşeceğine inanır. Ona göre en öenmli varlık insandır. Onların özgürlüklerini ve haklarını savunur. Dinlerin, savaşlara kaynaklık etmesi nedeniyle dinleri bu yönüyle eleştirir. Ülkenin geleceğini gençlikte görür, onlara ve çocuklara büyük bir sevgi ve içtenlikle yönelir. Çocuklar için ilk kez şiirler yazan sanatçıdır.
Ayrıca şair, aruz ölçüsünü Türkçeye başarıyla uygulayan üç büyük sanatçıdan biridir (Diğer şairler Yahya Kemal ve Mehmet Akif’tir)
Eserleri:
            Rubab-ı Şikeste, Haluk’un Defteri; Şermin (Çocuklar için hece ölçüsüyle yazdığı  
  ENAP ŞAHABETTİN (1870-1934): Tıp öğrenimi için gittiği Fransa’da edebiyatla ilgilenmiş ve sembolizmden etkilenmiştir.Ancak sembolizmi kavramakta yetersiz kalmış, şiirlerinde bol bol istiare kullanmış ve ses uyumuna dikkat etmiştir. Ağır bir dil ve süslü anlatım en belirgin özellikleridir.Şiirlerinde aruzun birden fazla kalıbına, genellikle de karışık kalıplarına yer vermiştir. Kurtuluş Savaşı’na karşı çıkan şari Milli Edebiyat’la başlayan dilde sadeleşme çabalarına karşı çıkar. Aşk ve doğa en çok işlediği konulardır.
Eserleri:
Gezi:      Hac Yolunda, Suriye Mektupları, Avrupa Mektupları
Makale ve Denemeleri: Evrak-ı Eyyâm, Nesr-i Harb, Nesr-i Sulh, Tiryaki Sözleri
Oyun:       Körebe, Yalan

3 Ocak 2013 Perşembe

9 Türk Edebiyatı B-D 1. Dönem Son Ders Çalışma Notları



                                                                

                                                           ŞİİRDE YAPI

     Şiirin yapısı anlam ve ses  kaynaşmasından oluşur. Anlam ve ses kaynaşmasından oluşan nazım birimlerine beyit,kıt’a,bent,mısra gibi isimler verilir. Dize ,beyit,dörtlük gibi birimlerle ölçü, kafiye düzeni,tema ve imgeler  belli bir bütün oluşturarak şiirde yapıyı meydana getirir.
Nazım birimi: Bir manzumede anlam bütünlüğü taşıyan en küçük parçaya nazım birimi denir. Nazım birimi en az iki dizeden oluşmak üzere üç, dört, beş veya daha fazla dizeden oluşabilir.
Nazım Biçimi: Nazım biçimleri(şekilleri) şiirin konusuna, nazım birimine, nazım birimi sayısına, kafiyeleniş örgüsüne ve ölçüsüne göre aldığı isimlerdir. Gazel kaside, mesnevi...
NAZIM BİRİMLERİ

Mısra (Dize):
 Bir şiirin her bir satırına dize denir.
Beyit: İki dizeden oluşan nazım birimine beyit denir.

Ör: Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi
      Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi
                                                            Kanuni Sultan Süleyman
Kıt’a(Dörtlük): Dört dizeden oluşan nazım birimine kıt’a veya dörtlük denir.

Ör: Tarihim,şerefim,şiirim,her şeyim
      Yer yüzünde yer beğen
      Nereye dikilmek istersen,
      Seni oraya dikeyim!
                                Arif Nihat Asya
Bent: İkilik ve dörtlük dışında kalan 3,5,7 veya daha fazla eşit satıdaki dizelerden oluşan nazım birimine bent denir.
Bugün Cuma
Büyük annemi hatırlıyorum
Dolayısıyla çocukluğumu
Uzun olsaydı o günler!
Yere düşen ekmek parçasını
Öpüp başıma götürdüğüm günler!   

Önemli Not:  Şirde yapı deyince, iki özellik aklınıza gelsin, birincisi nazım birimi, ikincisi nazım biçimi(şekli)...
Not-2: Bu konuyla ilgili örnekler çalışma notu şeklinde verilecektir.     

Nazım biçimleri(şekilleri) şiirin konusuna, nazım birimine, nazım birimi sayısına, kafiyeleniş örgüsüne ve ölçüsüne göre aldığı isimlerdir. Şiirin yapısını oluşturan tüm bu öğeler gerek Divan edebiyatımızda gerekse Halk edebiyatında  gelenek çerçevesi içerisinde çeşitli nazım şekilleri ve türleri oluşturmak amacıyla belli ölçülerde kullanılmıştır. Oluşan bu  nazım şekilleri ve türleri Halk edebiyatı ve Divan edebiyatı nazım şekilleri ve türleri başlıkları altında ele alınırlar.

NAZIM ŞEKİLLERİ(BİÇİMLERİ)(Bu nazım biçimleri hakkında kısaca bilgi sahibi olmalısınız)

İSLAMİYET ÖNCESİNDE KULLANILANLAR: 1)Koşuk 2) Destan 3) Sagu
İSLAMİYET SONRASI HALK EDEBİYATI: 
Tekke -Tasavvuf Halk Edeb:ilahi, nefes, şathiyye, devriyye, Deme, Nutuk 
Anonim Halk Edebiyatı: Mani, Ninni, türkü, ağıt , 
Aşık Edebiyatı : Koşma, destan, semai, varsağı.
İSLAMİYET SONRASI DİVAN EDEBİYATI: Gazel, Kaside, mesnevi, murabba, rubai,tuyuğ, şarkı, müstezat...
MODERN EDEBİYAT: Sone, terzarima, triyole, serbest şiir,serbest müstezat,...

TÜRK EDEBİYATININ GENEL ÖZETİ
İslam’dan Önceki Türk  Edebiyatı
İslam Kültürü  Etkisindeki Türk Edebiyatı
Batı Kültürü Etkisindeki  Türk Edebiyatı
İSLAM’DAN ÖNCEKİ  TÜRK EDEBİYATI
     Türk’ler, İslam’dan önce “Şamanizm, Maniheizm , Budizm” gibi dinlerin etkisiyle bir edebiyat oluşturmuşlardır. M.S.XI. yüzyıla kadar süren bu edebiyatı ikiye ayırıyoruz:
SÖZLÜ EDEBİYAT
     M.S.VIII. yüzyıla gelinceye kadar Türklerin  yazılı bir edebiyatı yoktur. Şiirler sözlü olarak üretilmekte, kulaktan kulağa yayılarak varlıklarını sürdürmektedir. Bu dönemde ortaya çıkan türlerin başlıcaları şunlardır:

     KOŞUK

      “Sığır denilen sürek avları sırasında söylenen lirik doğa şiirleridir. “Kopuz” eşliğinde söylenir. Halk şiirindeki koşmalara benzer. Dörtlük birimi ve hece ölçüsüyle oluşturulur.

     SAGU

     “Yuğ” adı verilen cenaze törenlerinde söylenen bu şiirler, Halk Edebiyatı’ndaki  ağıtların en eski biçimleridir. Ölen kişinin iyiliğinden, ölümünün doğurduğu acıdan söz eder. Nazım birimi dörtlük, ölçü hecedir. Sözlü gelenek içinde ortaya çıkan bu şiirlerden yalnız ikisi günümüze  kadar gelebilmiştir. Bunlar, sakaların komutanı Alp Er Tunga  ile Batı Hun Devleti hükümdarı Atilla’nın ölümü üzerine söylenmiştir.

     SAV

     Günümüzdeki atasözlerinin ilk örnekleri olan özlü sözlerdir. Bunların birçoğunu, Kaşgarlı Mahmut’un ünlü eseri Divan ü Lugat-it Türk’te buluyoruz. Kimilerinin ölçü ve uyak izlerini taşıdığına bakarak, savların ve atasözlerinin manzum biçimde doğup sonradan düzyazı niteliği kazandığını söyleyebiliriz.

     DESTAN

     İslam öncesi sözlü edebiyatın en yaygın şiir türüdür. Destanların bir kısmı evrenin, Dünya’nın ,insanın nasıl oluştuğunu anlatır. Bir kısmı ise, konularını tarihten, toplumu derinden etkileyen olaylardan alır.

     Bütün destanlar, şu ortak özelliklere sahiptir:

     1.Manzumdurlar.

     2.Anonimdirler.

     3.Zamanla türlü değişikliklere uğrayabilirler.

     4.Olay ve kişiler olağanüstüdür.

     Destanlar, oluşum biçimlerine göre üçe ayrılır:

     1.DOĞAL(TABİİ) DESTAN

     Önce bir şair tarafından söylenen, zamanla şairi unutularak anonimleşen destanlardır. Bunlar,dilden dile dolaşırken büyük değişikliklere uğrar. Örneğin, Ergenekon Destanı, bir doğal destandır.

     2.YAPMA (SUNİ) DESTAN

     Doğal destandan temel farkı, anonim nitelik taşımamasıdır. Bir şair tarafından, doğal destanlara benzetilerek yazılır. Örneğin Tasso’nun  Kurtarılmış Kudüs, Fazıl Hüsnü Dağlarca’ nın Üç Şehitler Destanı  adlı eserleri, birer yapma destandır.

     3.ULUSAL (MİLLİ) DESTAN

     Bir ulusa özgü destanların birleştirilerek tek destan haline getirilmesine denir. Yunanlıların İlliada, Odysseia; Almanların  Nibelungen, Gudrun ; Hintlilerin Ramayana, Mahabarata ; İranlıların Şehname ; Finlilerin Kalevala adlı destanların, bu türün örnekleridir.



     TÜRK DESTANLARI

     Köktürk (Göktürk) Destanı : Birbirini  tamamlayan Ergenekon Destanı  ve Bozkurt Destanı’ ndan oluşur. Bunlarda Türklerin tarih sahnesine nasıl çıktıkları ve hangi soydan geldikleri üzerine efsaneler anlatılır.

Uygur Destanı : türeyiş Destanı ve Göç Destanı  olmak üzere  iki destandan oluşur. İlki Uygurların var oluşunu, ikincisi yurtlarından göç etmek zorunda kalışlarını anlatır.
Saka Destanı : Saka Türklerine ait bu destan da, Şu Destanı ve Alp Er Tunga  Destanı olmak üzere iki parçadan oluşur. Bunlar Şu ve Alp Er Tunga  adlarındaki komutanların hayat hikayeleri üzerine kurulmuştur.
Hun Destanı : Oğuz Kağan Destanı diye bilinir. Büyük bir ihtimalle, Hun hükümdarı Mete’nin hayatını konu alır; ancak onu olağanüstü niteliklere büründürerek anlatır. Bu destan, daha sonra  değişikliklere uğrayarak İslami bir nitelik kazanmıştır.
     B.YAZILI EDEBİYAT

     Türk yazılı edebiyatının ilk örnekleri Orhun Yazıtları’dır. Köktürklerden kalan bu yazıtlar,üç mezar taşından ibarettir. İsveçli Strahhlenberg tarafından, Orhun Irmağı kıyısında bulunmuş ; W.Thomsen  tarafından okunmuştur. 38 harfli Köktürk alfabesiyle yazılan bu yazıtlar, Kültigin, Bilge Kağan ve Vezir Tonyukuk adına dikilmiştir. Yazılar, Yolug Tigin  tarafından taşlara kazınarak yazılmıştır.

     Köktürk Yazıtları’nda, Köktürk tarihi  konu edinilir. Devletin güçsüzleşmesi, Türk ulusunun  bağımsızlığını yitirip Çin egemenliği altına girmesi, sonra yeniden güçlenmesiyle ilgili gelişmeler ve bunların nedenleri üzerine durulur. Bu tarihi olayların anlatımında kullanılan Türkçe, oldukça gelişmiş bir kültür dili olarak karşımıza çıkmaktadır.

     Türk yazılı edebiyatı, Uygurlar devrinde daha da gelişmiştir. 14 harfli Uygur alfabesiyle yazılan eserler, Budizm’in etkilerini taşır.



TÜRK EDEBİYATINDA KULLANILAN NAZIM ŞEKİLLERİ(Özet bilgi)

TÜRK HALK EDEBİYATI
İslamiyet öncesinden günümüze kadar kesintisiz gelen bir edebiyattır.
Halk içinde yetişmiş ozanları icra ettiği bir edebiyattır.
Temelinde sözlü bir gelenek vardır.
Dili sadedir.
Dörtlük ve yarım kafiye esaslıdır.
Hece ölçüsü kullanılmıştır.
Halkın dertlerini, sevinçlerini, her türlü duygularını işlemektedir.
Bu edebiyatı genellikle “aşık”adı verilen sazlarıyla yazdıklarını besteleyip köy köy dolaşan ozanlar icra etmiştir.
Koşma, destan, semai, varsağı, mani, ağıt, türkü, bilmece, atasözü, devriye, şathiye, ilahi, deme gibi çeşitli nazım şekilleri vardır.
Kendi arasında : “Âşık Tarzı, Anonim,Dini-Tasavvufi olmak üzere 3’e ayrılır.

                                          

A) ÂŞIK TARZI HALK EDEBİYATI  NAZIM ŞEKİLERİ
İslamiyet'ten önce başlamıştır.
Eskiden “kam,baksı” adı verilen ozonlara bu dönemde “AŞIK”adı verilmiştir.
Âşıklar şiirlerini bağlama adı verilen sazlarla köy köy dolaşıp söylemiştir.
Hece ölçüsü kullanılmıştır.
Dili sadedir.
Nazım birimi dörtlüktür, yarım kafiye kullanılmıştır.
Son dörtlükte şairin mahlası(adı) kullanılır.
Koşma, mani, türkü, semai, varsağı destan gibi biçimleri mevcuttur.
Aşk, ölüm, gurbet, ayrılık konuları sıklıkla ilenmiştir.
Coşkulu, lirik bir söylenişi vardır.
Koşma, mani, türkü, semai, varsağı destan gibi biçimleri mevcuttur.
17. yüzyıldan sonra divan edebiyatından etkilenmeye başlamıştır.

Koşma
·     Aşk, ayrılık, gurbet,sevgi,doğa,yiğitlik gibi geniş çerçeveli konuların işlendiği bir nazım şaklidir.
·     11’li hece ölçüsüyle yazılır.
·     En az 3 en fazla 12 dörtlükten oluşur.
·     Dili sadedir.
·     Kafiye düzeni “abab,cccb,dddb…”şeklindedir.
·     Son dörtlükte şairin mahlası bulunur.
·     Koşmanın konularına göre “güzelleme, koçaklama, ağıt, taşlama”adlı türleri vardır.
Güzelleme:İnsan ve doğa sevgisinin lirik bir edayla işlendiği koşmalara denir.
Koçaklama: Savaş, yiğitlik, kahramanlık gibi konuları işleyen koşmalara denir.
Ağıt: Ölen kişinin arkasından duyulan acının ve onun iyiliklerinin işlendiği koşmadır.
Taşlama: Toplumun veya bireylerin aksayan yönlerini eleştiren koşmalara denir.

Varsağı

·     Toros Dağları ve Adana civarında yaşayan “VARSAK” boylarının söyledikleri türkülere denir.
·     Kafiye düzeni koşma gibidir.
·     4+4 şeklinde 8’li ölçüyle söylenir.
·     “BRE, BEHEY, HEY “ nidaları sıklıkla kullanılmıştır.Babacan ve erkekçe bir tavırla söylenir.
·     En az 3 en fazla 5 dörtlüktür.
·     Konu olarak hayattan ve talihten şikayet gibi konular işlenir.

Semai

·     Koşma ile aynı konular işlenir.
·     Kafiye düzeni koşma ile aynıdır.
·     4 + 4 =8 ‘li ölçüyle yazılır.
·     3–5 dörtlükten oluşur.
·     Koşmadan ezgisi,dörtlük sayısı ve ölçüsü bakımından ayrılır

Destan
·     6+5 ‘li hece ölçüsüyle söylenir.
·     Halk edebiyatının en uzun nazım biçimidir.
·     Kendine özgü bir söylenişi vardır.
·     Kafiye düzeni koşma ile aynıdır.
·     Ayaklanma, kıtlık, savaş, hastalık gibi toplumsal konular işlendiği gibi bireysel konuların  
      işlendiği destanlar da vardır.            
·     Dörtlük sayısında sınırlama yoktur.

Not:Destanlar doğal ve yapma destan olmak üzere ikiye ayrılır.

Doğal Destan:Toplumu derinden etkileyen savaş,göç,afet vb. olayları halkın dilden dile aktarması ve şairler tarafından saz eşliğinde seslendirilmesi ile oluşan ve yazarı belli olmayan destanlardır.Halkın ortak malıdır.

Yapma Destan:Tarihi bir olayın üzerinden yıllar geçtikten sonra bir yazar  tarafından destan özelliklerine uygun olarak yeniden kaleme alınmasıyla oluşan ve yazarı belli olan destanlardır.  

                                 ANONİM HALK EDEBİYATI NAZIM ŞEKİLLERİ

Türkü

·     Kendine özgü bir ezgi ile söylenen nazım biçimidir.
·     Genellikle anonimdir,yazarı bilinenleri de zamanla halka mal olmuştur.
·     Aşk, tabiat,ayrılık,hasret,gurbet,sevgi,güzellik gibi konular işlenir
·     Türküler 8’li(4+4) veya 11’li(4+4+3) hece ölçüsüyle söylenir.
·     Türkülerin konusu ve şekilleri devirden devire değişir.
·     Türküler iki bölümden oluşur.
1-Bent:Türkünün asıl sözlerinin bulunduğu bölümdür.
2-Kavuştak:Her bendin sonunda tekrarlanan bölümdür. Nakarat  ya da bağlama adı da verilir.
Not:Destanlar hem aşık tarzı hem de anonim halk edebiyatı ürünlerine dahildir.

Mani
·     Hecenin 7’li kalıbıyla söylenirler.
·     Bir dörtlükten oluşur.
·     Uyak düzeni aaxa şeklindedir.
·     İlk iki dize doldurmadır. Asıl konu son iki dizededir.
·     Konu sınırlaması yoktur.
Nİnni

Annelerin çocukları uyutmak için belli bir ezgiyle söylediği sözlü edebiyat ürünleridir.
·     7’li,8’li ve 9’lu hece ölçüsüyle söylenir.
                                                         DİNÎ TASAVVUFÎ  HALK ŞİİRİ
a)Hece ölçüsü ağırlıklıdır,az da olsa aruz ölçüsü kullanılmıştır.
b)Yarım uyak ve redif sık kullanılmıştır.
c)Tasavvuf terimlerinin dışında dil,halkın anlayabileceği nitelikte ve sadedir.
d)Saz eşliğinde söylenenlerde vardır.
e)Süslemesizdir.
f)İlahi,nefes ,deme ,şathiye,nutuk ve devriye  başlıca nazım türleridir.
g)Allah sevgisi,nefsin öldürülmesi,insan sevgisi,ölüm,Allah’a varış yolları,tasavvuf ilkeleri temel konularıdır.
h)Coşkuludur,genellikle didaktik şiirlerden oluşur.
I)Nazım birimi dörtlüktür ancak beyitle oluşturulmuş türlerde vardır.

Dinî Tasavvufî Halk  Edebiyatı Nazım Türleri

İlahi: Tekke edebiyatının ana nazım türüdür.8’li hece ölçüsüyle söylenirler 7 ve 11’li de olabilir.Fanili,k Allah sevgisi,nefsin öldürülmesi temel konusudur.Bu türün en büyük ustası Yunus Emre’dir.

Nefes: 8’li hece ölçüsüyle söylenirler.İlahilerin konularının Bektaşilerce söylenmesi sonucu ortaya çıkmış türdür.Hz. Muhammed ve Hz. Ali ile ilgili şiirler vardır.

Deme: 8’li hece ölçüsüyle söylenir müritlere öğreticiliği esas alır.
Nutuk: 8’li hece ölçüsüyle söylenir müritlere öğreticiliği esas alır.
Devriye: Alah’tan gelen insanın yine Allah’a döneceğini anlatan şiirlerdir.
Şathiye:  Korkuya dayalı din anlayışına eleştiri niteliğinde olan şiirlerdir. Allah ile konuşuluyor gibi söylenir. Bu türde eser veren başlıca ozanlar; Yunus Emre,Hacı Bayramı Veli,Süleymen Çelebi,Nesimi,Kaygusuz Abdal, Pir Sultan Abdal,Mevlana’dır.
                                     
DİVAN EDEBİYATI ( KLASİK  EDEBİYAT)
      İslamiyet’in kabulünden sonra Türkler yaşamın her alanında Araplardan, Farslardan etkilenmişlerdir. Bu etkileşimin en belirgin olduğu alanların başında edebiyat göze çarpmaktadır.
13. yy dan dan itibaren şair ve yazarlar Fars- Arap etkisine girmeye başlamıştır.
Şairler şiirlerini “DİVAN” adını verdikleri bir kitapta topladıkları için bu edebiyatına “Divan Edebiyatı” denilmiştir.Ayrıca “klasik-eski –zümre edebiyatı” da denilir
·     Bu edebiyatın özünde dinde tasavvuf vardır.
·     Dil çoğunlukla halkın anlayacağı tarzda değildir.
·     Arap ve Fars edebiyatı örnek alınmıştır.
·     Saraydan destek gördüğü için “saray edebiyatı” da denilmiştir
·     Ölçü olarak “aruz ölçüsü” kullanılmış.
·     Çoğunlukla aşk, şarap, kadın övgü, din, ahlak, tasavvuf konuları işlenmiştir
·     Kafiye hem göz hem de kulak için anlayışı hakimdir.
·     Zengin ve tam kafiye sıklıkla kullanılmıştır.
                    
                       Divan edebiyatı nazım şekilleri

Dörtlük halindekiler           Bent Halinde               Beyit halindekiler
Rubai                         Terci-i bent                       Kıt’a
Şarkı                           Terkib-i bent                     Müstezat     
Tuyuğ                                                                  Şehrengiz
Murabba                                                              Gazel,kaside
                                                                             Mesnevi                                                 



DİVAN EDEBİYATI NAZIM ŞEKİLLERİ

Nazım Birimi Beyit Olanlar

Gazel
Güzellik, aşk, kadın, şarap gibi konuları işleyen nazım türüdür.
Araplarda Farslara onlardan da Türklere geçmiştir.
Gazelin ilk beytine “matla”son beytine “makta” denir.
Makta  beytinde şairin mahlası(takma adı) kullanılır.
En güzel beytine “beyt’ül gazel ya da şah beyit” denir.
Gazelin bütün beyitlerinde aynı konu işleniyorsa buna  yek-ahenk gazel denir.
Bütün beyitler aynı söyleyiş güzelliğine sahip ise buna  yek-âvâz gazel denir.
Kafiye şeması: “aa,ba, ca da...” şeklindedir.
En az beş en fazla on beş beyitten oluşur.
Konu birliği yoktur. Her beyit başka bir konudan bahsedebilir.
Dize sonlarındaki  uyaklardan başka dize ortalarında da uyak bulunan gazellere musammat gazel denir.
Türk edebiyatında Fuzûli,Bâki, Nedim en tanınmış gazel şairleridir.

Kaside
Din ve devlet büyüklerini övmek amacıyla yazılan şiirlere denir.
En az 33 en fazla 99 beyitten oluşur.
Kafiye düzeni gazelle aynıdır.
İlk beytine matla, son beytine makta, şairin adının bulunduğu beyte taç beyit adı verilir.
Kaside: nesip-girizgâh-methiye-tegazzül-fahriye-dua bölümlerinden oluşur.
Nesib: Kasidenin giriş bölümüdür.
Girizgah: Konuya giriş niteliğinde olan bölümdür.
Methiye: Övülecek olan kişinin yüceliklerinin sıralandığı bölümdür.
Fahriye: Şairin kendini övdüğü kısımdır.
Tegazzül: Şair bu bölümde  bir gazele yer verir.
Dua: Övülen kişinin başarısı için Allah’a dua edilir.
Konularına Göre Kasideler
Tevhid:Allah’ın birliğini anlatan kasidelere denir.
Münacat:Allah’a dua etmek ve yalvarmak için yazılanlara denir.
Methiye:Herhangi bir şahsı övmek için yazılanlar denir.
Naat:Peygamberleri övmek için yazılanlara denir.
Hicviye:Birini eleştirmek için yazılanlara denir.
Mersiye:Ölen birinin arkasından yazılanlara denir.
      Edebiyatımızda kaside türünün en güzel örneklerini Nef’i vermiştir. Onun Siham-ı Kaza  adlı kasidesi bu türün en meşhur örneğidir.
Mesnevi
Beyit sayısı sınırsızdır.
Konu sınırlaması yoktur. Genellikle savaş, aşk,tarihi olaylar,dinî olaylar gibi konular işlenir.
Mesneviler o dönemde roman ve hikaye türünün yerini tutuyordu.
Her beyit kendi arasında kafiyelidir.
Uyak düzeni aa, bb,cc,dd,ee,… şeklinde devam eder.
Bir şehrin güzelliğini anlata mesnevilere şehrengiz denir.
Türk edebiyatındaki ünlü mesneviler şunlardır:

Fuzuli- Leyla ile Mecnun
Şeyh Galip- Hüsm ü Aşk
Şeyhi-Harname
Ahmedi-İskendername
Nabi- Hayrabat
Süleyman Çelebi-Mevlid
Mevlana- Mesnevi



Nazım Birimi Dörtlük Olanlar


Rubai
Kafiyelenişi aaxa şeklindedir.
Aruzun belli kalıplarıyla yazılır.
Hayatın anlamı ve hayat felsefesi,dünyanın nimetlerinden yararlanma  ve ölüm gibi konular işlenmiştir.
İran edebiyatına ait olan bu türün en büyük şairi Ömer Hayyam’dır.
Türkçe rubailerin en güzel örneklerini Yahya Kemal vermiştir.
                                                                  
Tuyuğ

Divan edebiyatına Türklerin kazandırdığı bir nazım şeklidir.
Felsefi konular işlenmektedir.
Kadı Burhanettin’in tuyuğları meşhurdur.
Uyak düzeni rubai gibidir. Fâilâtün fâilâtün fâilün kalıbıyla yazılır.

Şarkı

Besteyle okunmak için yazılan ve dörtlüklerden oluşan nazım biçimidir.
Dörtlük sayısı 3ile 5 arasında değişir.
Birinci dörtlükte 2. ve 4. dizeler diğer dörtlüklerde 4.  dizeler aynen tekrarlanır. Buna nakarat denir.
Türklerin divan edebiyatına kazandırdığı bir türdür.
Aşk ,sevgi,günlük hayat gibi konular işlanir.
Halk deyişlerine ve söyleyişlerine yer verilir.
Şarkı türünün ilk kullanıcısı ve en önemli temsilcisi Nedim’dir.
Yahya kemal de bu türü ustalıkla kullanmıştır.

Diğer Türler


Terkib-i Bent

Bentlerle kurulmuş olan bir nazım şaklidir.
Her bent 7 il 10 beyitten oluşut.
Bent sayısı 5 ile 15 arasındadır.
Bentleri birbirine  bağlayan beyitlere vasıta beyti denir.
Şairin toplumsal ve felsefi konulardaki düşünceleri konu olarak işlenir.
Terkib-i Bent türünün en önemli ismi Bağdatlı Ruhi’dir.
Türk edebiyatında bu türün en önemli ismi Ziya Paşa’dır.

Terci-i Bent

 Terkib-i bente benzer.
Yalnız burada bentler arasındaki vasıta beyti aynen tekrarlanır.
Konu da  daha çok Allah’ın kudreti,kainatın sırları ve kainatın zıtlıkları gibi konulara yer verilir.
Bu türün de  Türk edebiyatındaki en önemli temsilcisi Ziya Paşa’dır.

YENİ TÜRK ŞİİRİ NAZIM BİÇİMLERİ

A. NAZIM BİÇİMLERİ

I. DÜZENLİ NAZIM BİÇİMLERİ

1. TERZA-RİMA

Servet-ı Fünun şairleri tarafından batıdan alınarak edebiyatımıza kazandırılmış nazım biçimidir.
Üç dizeli bentlerden oluşur, son bent tek dizeden meydana gelir.
Kafiye düzeni örüşük kafiyedir. aba bcb cdc e

2. SONE

Servet-i Fünun döneminde Fransız edebiyatından alınmıştır.
On dört mısradan oluşur.
Özellikle lirik konular işlenir.
Kafiye şeması: abab abba ccd ede

3. TRİYOLE

On mısralı bir nazım biçimidir. aaaa aabb bb

4. BALAD

14. yy.da doğmuş dans şarkısıdır.
Gülünç ve acıklı olayları dile getiren şiirlerdir.
Bir çeşit manzum masaldır.
Üç uzun bir kısa bentten (sunu parçası) oluşur.
Genellikle çapraz kafiye kullanılır.
Edebiyatımızda fazla yaygın değildir.

5. SERBEST MÜSTEZAT

Müstezat’ın daha özgürce kullanılmış biçimdir. Servet-ı Fünun ve Fecr-ı Ati şairlerince kullanılmıştır. Serbest müstezatta nazım nesre yaklaştırılmıştır, belirli bir kafiyeleniş görülmez.

6. MENSUR ŞİİR

Düz yazı şiirdir. Özellikle seci (düzyazıda iç kafiye) ve alliterasyonlarla (belirli ünsüzlerin tekrarı) yazılır. Edebiyatımıza Halit Ziya Uşaklıgil (Mensur şiirler, Mezardan sesler) tarafından kazandırılmıştır.

7. ÇAPRAZ UYAK
8. SARMA UYAK
9. ÖRÜŞÜK UYAK
10. DÜZ UYAK
11. HALK ŞİİRİNDEN ALINAN NAZIM BİÇİMLERİ
II. SERBEST DÜZENLİ NAZIM BİÇİMLERİ

A. EŞİT DÜZENLİ BİÇİMLER

1. ÜÇLÜLER

Üçlük: Üç mısradan meydana gelen mazım birimidir. Bu birim Batı etkisindeki Türk edebiyatı nazım biçimlerinde kullanılır.

2. DÖRTLÜLER

Dörtlük: Dört mısralık nazım birimidir. Daha çok Halk edebiyatı ürünlerinde kullanılan bir nazım birimidir..

3. BEŞLİLER
4. ALTILILAR
5. YEDİLİLER
6. SEKİZLİLER
B. KARIŞIK DÜZENLİ BİÇİMLER

C. SERBEST NAZIM

Genel anlamda ölçü ve uyak kurallarına bağlı olmayan şiirdir. Serbest şiir Türk edebiyatına Servet-i Fünun döneminde Batı edebiyatından alınarak yeni Türk şiirine uygulanmış bir biçimdir.
Serbest şiirde dizelerin uzunluk kısalıkları, uyak, redif, uyak düzeni, nazım birimi gibi nazmın bağlayıcı unsurları önemsenmez. Hatta bu unsurlardan mümkün olduğunca kaçılır. Ama tamamen kafiyesiz ve redifsizdir de diyemeyiz.
Serbest şiirde bu şekil serbestliğinin yanı sıra içerik bakımından da bir serbestlik vardır. Nazmın belli kalıplarına uyularak yazılan/söylenen şiirlerde konularda belli ve sınırlıdır. Serbest şiirde ise konular sınırsızdır.
Bunların yanında serbest şiirin okuyucusu da serbesttir. Her şiir sever aynı şiiri aynı şekilde değerlendirmez. Kimisinin hoşlandığı şiirden kimileri hoşlanmaz. Ama nazımda (Divan şiiri, Türk halk şiiri, Âşık tarzı Türk şiiri...) beğeni ve takdir bakımından çoğunlukla bir ortaklık vardır.
                                
ŞİİRDE KONU VE TEMA

Şiirler düşünceden çok duygulara hitap eder. Ancak, şiirlerin de bir konusu vardır.

Tema (tem) ya da ana duygu, şiirde ele alınan en belirgin duygudur. Ana duygu bir ya da birkaç sözcükle ifade edilir: aşk, ölüm, yurt özlemi, yurt sevgisi, Allah aşkı, ta­lihten şikâyet...

Şiirde duyguyu işlemek için söylenen her şey konuyu oluşturur. Şiirlerde düz yazı­da işlenen her konu ele alınabilir. Öyküleme, betimleme yapılabilir. Birtakım düşün­celer iletilebilir.

"Bir baksana gökler uyanık yer uyanıktır.
Dünya uyanıkken uyumak maskaralıktır."

Ozan bu beyitte bir düşünceyi işlemektedir: Yer, gök, dünya uyanıkken uyumak. Çalışmamak. Zamana uyum sağlamamak, maskaralıktır. Böyleleri, insanları kendi­lerine güldürür. Herkesin eğlencesi durumuna gelirler.
** Tema daha genel, konu ise daha özel ve somuttur. Tema sınırlandırılıp, somutlaştırılarak konu haline getirilir. Konu görerek ve izleyerek algılanabilir. Tema kavranılır.

Örnek Soru:
Ötmekte fecre karşı horozlar birer birer
Geçtikçe her dakika belirmektedir seher
Etrafı okşuyor mayısın taze rüzgârı,
Karşımda köhne Üsküdar'ın dost ışıkları.
Sizlersiniz bu anı, ışıklarla Türk eden!
Eksilmesin şu mutlu şafaklar bu ülkeden!
Bu şiirin konusu ve ana duygusu aşağıdakilerin hangisinde doğru verilmiş­tir?
A) Yurdun güzellikleri / Vatan sevgisi
B) İstanbul'da sabah / Yurt özlemi
C) Vatan nedir? / Bağımsızlık
D) İstanbul'da bahar mevsimi / Vatan sevgisi
E) İstanbul betimlemesi / Milliyetçilik (Türklük) duygusu
Cevap: A

Uygulama:1
Ayva sarı, nar kırmızı sonbahar
Her yıl biraz daha benimsediğim
Ne dönüp duruyor havada kuşlar?
Nerden çıktı bu cenaze? Ölen kim?
Bu kaçıncı bahçe gördüğüm tarumar?

Değerli gençler, şiirde temayı bulurken dikkat etmeniz gereken bir husus var: Şairin şiirde kullandığı kelime ve kavramları neyi anlatmak için kullandığını yorumlamamız gerekmektedir. Mesela yukarıdaki şiirde şair ' ayvanın sarı, narın kırmızı ve her yıl sonbaharın gelmesini artık benimsediğini söylüyor. Bu ne demek? Şair yavaş yavaş yaşlandığını ve yaşının ilerlediğini dolaylı olarak anlatmış oluyor. Sonraki dizelerde geçen kuşların havada dönmesi, cenazeden ve ölümden bahsetmesi, birçok defalar bahçenin dağılmasına(tarumar) şahit olması (bu  dize mecazi olarak insanların ölmesi anlamına geliyor) onun ölümden çekindiğini bize gösteriyor. Bu yüzden bu şiirin teması 'ölüm korkusu' dur.

Uygulama 2
Bu vatan toprağın kara bağrında 
Sıra dağlar gibi duranlarındır.
Bir tarih boyunca onun uğrunda
Kendini tarihe verenlerindir.

Yine bu şiirde geçen kelime ve kavramlara baktığımızda şairin bu vatanın kime ait olması gerektiğini anlattığını görüyoruz. Bu vatan kimin? Bu vatan düşman geldiğinde onun karşısına sıra dağlar gibi durabilenindir. Bu vatan onun uğruna kendini feda edebilen insanlarındır. Buradan temayı 'vatan sevgisi' olarak çıkarabiliriz.


Uygulama 3
Can kafeste durmaz uçar
Dünya bir han, konan göçer
Ay dolanır  yıllar geçer
Dostlar beni hatırlasın
Yukarıdaki şiirin teması 'dünyanın geçiciliği' dir. Çünkü şair dünyayı bir 'han' a benzetmiş, burada hiç kimsenin kalıcı olmadığını belirtmek istemiştir.

Uygulama 4
Anne girdin düşüme.
Yorganın olsun duam;
Mezarında üşüme.

Anlamam, anlatamam.
Düşen düştü peşime,
Artık vadeler tamam..
Bu şiirin teması çok belirgindir.( Anne Sevgisi)

ŞİİR TÜRLERİ (KONULARINA GÖRE)
LİRİK ŞİİR Duyguların coşkun bir dille anlatıldığı şiirlerdir. Akıldan çok hayal gücüne duygusallığa hitap eder.(GurbetayrılıkHasret)
Gurbet o kadar acı ki
Ne varsa içimde
Ben gurbette değilim
Gurbet benim içimde
Not:Edebiyatımızda lirik şair olarak;FuzuliNedimYunus Emre KaracaoğlanYahya Kemal ve Ahmet Haşim’i sayabiliriz.

DİDAKTİK ŞİİR:Bir şeyler öğretmekbilgi vermek amacıyla yazılan duyguyu değil fikri konu edinen şiirlerdir.Fabllar didaktik şiir türlerine örnektir.
Her canlıya hak layık olan cevheri verdi
Tırtıl iki diş bulsaydı bütün ormanı yerdi
Şayet kediler haftada bir gün uçsaydı
Dünyadaki bütün serçelerin nesli tükenirdi
Not:Edebiyatımızda didaktik şair olarak Nabi Tevfik FikretM. Akif ve Mehmet Emin Yurdakul vardır.

PASTORAL ŞİİR:Kır ve tabiat güzelliklerinin konu edildiği şiirlere denir.
Tabiat hayatı çoban hayatı sade süsten ve özentiden uzak bir dille anlatılır.
Anam bir yaz gecesi doğurmuş beni burada
Bu çamlıkta söylemiş son sözlerini babam
Şu karşıki bayırda verdim kuzuyu kurda
Sunam’ın başka köye gelin gittiği akşam
Not:Pastoral şiir türünde şiir yazan şairlerimiz Kemalettin KamuFaruk Nafiz bu türde şiirler yazmıştır.Abdülhak Hamid’in Sahra ‘sı bu türde yaxzılmış şiirleredendir.

EPİK ŞİİR:Kahramanlık ve yiğitlik konularını işleyen şiir türüdür.Epik şiirde olağanüstü olaylar ve kahramanlıklardikkat çekici özelliklerdir.
Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik
Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik
Ak Tolgalı beylerbeyi haykırdı:İlerle
Bir yaz günü geçtik Tuna’dan kafilelerle
Not:Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın Üç Şehitler Destanı bu türe örnek verilebilir

SATİRİK ŞİİR:Toplum hayatındaki bozukluklarıninsan hayatındaki zaafların güldürü unsuru katılarak dile getirildiği şiir türüdür.Divan şiirindeki hicivler ve halk edebiyatındaki taşlamalar bu türün örneklerindendir.Günümüzde de yergiler bu türdendir.
Adalet kalmadı hep zulüm doldu
Geçti şu baharın gülleri soldu
Dünyanın gidişi acayip oldu
Koyun belli değilkurt belli değil
Not:Edebiyatımızda ŞeyhiBağdatlı RuhiNef’i Ziya PaşaNeyzen Tevfik ve Şair Eşref bu türde şiir yazan şairler arasındadır.